Tarih Kokan Şehir: Bursa
GSB sponsorluğunda Bursa'ya gidiyoruzzz.
Bu gezi; yurt bünyesindeki kurslara katılan ve aktif olan öğrenciler arasından seçim yapılarak düzenlendi. Gezimiz 22-24 Şubat 2025 tarihlerinde, 3 gün 2 gece konaklamalı; ulaşım ve konaklama ücretsiz olacak şekilde planlandı. Yolculuğumuza sabah saat 08.00’de Ankara’dan başladık ve öğleden sonra 15.00-16.00 gibi şehir merkezine vardık. Rehbersiz gezdiğimiz ve bizimle gelen yurt memurları bir rota hazırlamadığı için biraz tadımız kaçsa da gelmeden önce araştırma yapmış olmamız baya işimize yaradı.
İlk durağımız tabii ki Ulu Camii. Caminin tam ortasında güzel bir şadırvan bulunuyor; duvarlarda hat sanatıyla yazılmış yazılar, beş boyutlu dokuma tekniğiyle yapılmış bir Kabe tablosu yer alıyor. Bir rivayete göre Hızır (a.s.) her gün bilinmeyen bir vakitte gizlice gelip namazını kılarmış. Olur ya, belki size denk gelir; bu yüzden güzel dilek ve dualarda bulunun ki kabul olma ihtimali artsın. İçeriyi gezip dualarımızı ettikten sonra yemek yemek için Tarihi Mavi Dükkan İskender 1867’ye doğru yol alıyoruz. Dükkan oldukça küçük olmasına rağmen kapının önünde sıra hiç eksik olmuyor. Tadı gerçekten lezzetli ve farklı; fakat fiyatına değer mi bilemiyorum. Yine de ilk kez deneyecek olanlar kesinlikle gitmeli. Bir porsiyon için 645 TL ödeyip çıkıyoruz.
Sıradaki durağımız ipek tüccarlarının müdavimi olduğu Koza Han. Kapıdan adımınızı atar atmaz kendinizi tarihte bir yolculuğun içinde buluyorsunuz. Burası, Osmanlı Dönemi’nde ipek ticaretinin kalbi; tüccarların mola ve ticaret durağıydı. Burada birçok hediyelik eşya ve ipek kumaş satan dükkan bulunuyor. Biz hediye olarak üst katta ismini anımsayamadığım bir dükkandan çok güzel seccadeler aldık (130 TL). Ürün çeşitliliği fazla ve fiyatlar uygun. Ayrıca hanın avlusunda, çınar ağacının gölgesinde keyifli bir kahve molası verebilirsiniz.
Sonraki durağımız Tarihi Taş Fırın. Meşhur "tahanlı" (tahinli pide) için sıraya giriyoruz. Saat biraz geç olduğu için kapanmak üzereydi ve sıra azdı. İki simit bir tahanlı alıp bir güzel yiyoruz. Tahin sevmeyen biri olarak ben bile tahanlıya bayıldım; hâlen ara ara özlerim, canım çeker. Çay ile birlikte 105 TL ödedikten sonra Kapalı Çarşı’yı geze geze bizi kalacağımız yere bırakacak olan otobüsümüze doğru ilerliyoruz. Tophane’den şehri kuş bakışı izleyerek otobüsün bizi almasını bekliyoruz. Kalacağımız yer, Nilüfer semtinde bulunan ve henüz resmî olarak hizmete açılmamış olan bir kız öğrenci yurdu. Yorucu geçen günün ardından yağan kar hepimizin yorgunluğunu biraz olsun alıp götürüyor. Dinlenmek için odalarımıza geçiyoruz.
2.Gün
Güne, Uludağ Üniversitesinin içinde bulunan bir kız yurdunda kahvaltı yaparak başlıyoruz. Kahvaltıdan sonra Mudanya’ya doğru yol alıyoruz. Bu sahil kasabası daha gitmeden rüyalarıma girecek kadar etkilemişti beni; insana garip bir huzur ve dinginlik veriyor. Sahildeki banklardan birinde oturmak, denizin o kokusu ve rüzgarın usul usul esmesi size sanki bir film sahnesindeymişsiniz gibi hissettiriyor. İki saatlik süremizi dolu dolu geçirmek için hemen dağılıyoruz. Rengarenk evlerin olduğu sokakları keşfettikten sonra uğrak noktamız Mudanya Mütareke Evi oluyor. Mütareke Evi’nin bembeyaz ihtişamıyla masmavi denizin birleşimi adeta bir kartpostal görüntüsü yaratıyor. Girişler MüzeKart ile yapılıyor ve kapanış saati 16.30. Atatürk’ün burayı neden sevdiğini müzeyi gezerken anlıyorsunuz. Kısıtlı zamanımız olduğu için hızlıca gezip çıkıyoruz. Sahil kenarında küçük bir dükkanı bulunan Balıkçı Berat Usta’da hayatımda yediğim ve yiyebileceğim en lezzetli balık ekmeği yiyorum. Yanında şalgam ile birlikte 190 TL ödeyip ayrılıyoruz.
Bir sonraki durağımız Gölyazı. Burası Uluabat Gölü’nün hemen kıyısında bulunan bir yarımada. İlk durağımız Aziz Panteleimon Kilisesi. Küçük ama tarihî bir yapı. Kiliseyi gezdikten sonra birkaç hediyelik eşya dükkanına uğrayıp göl kenarına iniyoruz. Bazı arkadaşlarımız göl kenarındaki balıkçının çok uygun fiyatlı (80 TL) ve balıkların çok taze olduğunu söylediler. Göl kenarına yaklaştıkça küçük kayıklar ve Ağlayan Çınar görünmeye başlıyor. Bu çınar, 700 yıllık yaşamın verdiği yorgunlukla yan yatmış vaziyette duruyor. Bir efsaneye göre bu çınar var oldukça, ağacın altında intihar eden Rum kızı Eleni ve Mehmet’in sevdası sonsuza dek yaşayacakmış. Bilin istedim, hâlâ sizi anıyoruz...
Hüzünlü bir vedanın ardından şehir merkezine dönüyoruz. Baycan Bey’in meşhur isli kahvesini denemek için Fidan Han’dayız. Bu Türk kahvesi, normalden farklı olarak odun dumanına maruz bırakılarak hazırlanıyor. Benim için tadı pek farklı gelmedi ama denemeye değer. Yanında karadut suyu ve Bağdat hurma tatlısı ile sunum yapılıyor; ücreti ise 100 TL.
Sıradaki uğrak noktamız Yeşil Camii. Bu cami adını dışındaki yeşil ve turkuaz çinilerden alıyor. Biz gittiğimizde namaz vakti olduğu için içeri giremeden ayrılmak durumunda kaldık.Caminin arka tarafındaki yeşil türbede Çelebi Mehmed ve evlatlarının kabri bulunuyor.Kilitli olduğu için orayı da ziyaret edemiyoruz.Dönüş yolunda "Bursa" yazısıyla birkaç fotoğraf çekindikten sonra meydana dönmek için geçtiğimiz Irgandı Köprüsü’ndeki dükkanları geziyoruz. Akşam yemeği için yaptığımız planlar mekanların erken kapanmasıyla ters tepiyor. Bildiğimiz tek yer olan Tarihi Taş Fırın’da cantık ve tahanlı sipariş ediyoruz. Tabii böyle dediğime bakmayın, bayıla bayıla yiyoruz. Yemekten sonra toplanıp yurdumuza dönüyoruz.
Dönüş Günü
Kahvaltılarımızı yapıp yola çıkıyoruz. Yolumuzun üzerinde bulunan Cumalıkızık Köyünü gezmeden olmazdı. Bu güzel köyde birçok satıcı var; hediye almayı düşünüyorsanız seçenek çok. Köyün renk renk sokaklarını geze geze ilerliyoruz. UNESCO Dünya Miras Listesi’nde bulunan Cin Aralığı’ndan geçiyoruz. Yemek yemek için Baba Ocağı Gözleme Evi’ni tercih ediyoruz. Oldukça otantik olan bu mekan aslında bir köy evi. İçeride yanan sobanın çıtırtısıyla çayımızı yudumluyoruz. Sadece, sipariş ettiğimiz zeytinyağlı gözlemelerin zeytinyağıyla yapılması pek hoşuma gitmedi; sevmeyenler için tavsiyem sipariş verirken bunu belirtmeniz. Ayrıca fiyatlar çok uygun; çay ve gözlemeye toplam 120 TL ödedim. Dönerken hemen köyün girişinde Fırın Cafe diye bir yer var. Yöresel ürünlerin satıldığı bu yerde karadut suyu içerken biraz dinleniyoruz. Dopdolu geçip giden iki günün ardından içimiz biraz buruk.Süremizin dolmasıyla otobüsümüze dönüp Ankara yoluna koyuluyoruz.
Sevgili gezgin, diğer seyahatlerimi merak ediyorsan veya bir gezi planı hazırlıyorsan blogumu takip etmeyi unutma! Bana ulaşmak istersen e-posta adresim: yolumuzdunya@gmail.com
Sevgiyle kalın! ❤️








Yorumlar
Yorum Gönder