Üniversite Hatırası: Sinop

 ​13.05.2026

 Günübirlik planladığımız gezi için bir önceki gün saat 22.00'ye aldığımız otobüse biniyor ve sabah 05.00'te otogara varıyoruz.(Gidiş-dönüş 2400 TL). Otogar küçük ve tekin olduğu için hemen  yakınındaki Sinop Devlet Hastanesi Acili’ne gidip kafeteryasında çayımızı içerek arkadaşımızın gelmesini bekliyoruz. Sabah 07.00'de dolmuş seferlerinin başlamasıyla merkeze geçiyoruz.

​Sabahın en güzel aktivitesi olarak önce sahil havası alıyor, ardından Akça Simit'e kahvaltılık almak için uğruyoruz (235 TL). Hemen karşısında, denize sıfır manzarasıyla oturup kahvaltı yapabileceğiniz Tarihi Yalı Kahvesi bulunuyor. Bu mekan dışarıdan yiyecek getirmenize izin veriyor ve insanlar genelde Akça Simit'ten aldıklarıyla burada kahvaltı yapıyor.

 O sabahın verdiği huzuru size anlatamam. Çarşaf gibi bir deniz ve denizin dingin ruhu; koşuya çıkan ve sabah kahvesini içmeye gelen insanlar, köpekler, kediler ve martılar... Tüm canlılar huzur içindeydi o an. Sanki Sinop huzurun sözlükteki adıydı. Yalı'da kahvaltı yapıp sevdiğin insanlarla denize karşı çay eşliğinde sohbet etmenin tadı da bir başkaymış.

​Burada birkaç saat geçirdikten sonraki durağımız Sinop Tarihi Cezaevi Müzesi. Müzeye girişler Müze Kart ile yapılıyor. Bir zamanlar insanların sürgün edildiği, üzerinden kuş uçmayan, dalga seslerinin insanı kafayı yedirtecek hale getirdiği, nemden kibritin bile yanmadığı bu yer bana inanılmaz huzurlu gelmişti. Müzenin sonunda, huzurlu geldiği için kendimi kötü hissettim. Şimdilerde bahçesindeki ağaçlar çiçek açmış, üzerinden kuşlar uçar olmuş. Geçmişin bıraktığı izleri silemese de hepsinin üzerini örtmüş.

Cezaevi Müzesi yakın zamanda restorasyondan geçmiş,duvarlardaki o korkunç lekeler giderilmiş,odalara güneş ışığı girer olmuş; bu yüzden daha önce gidenler varsa tekrar gitmelerini tavsiye ederim. Normalde müzelerdeki uzun yazıları okumayı sevmem ama buradaki tüm yazıları okudum ve beni çok etkiledi. Her zerresinde yaşanmışlık vardı.İnsan burada gezerken bi garip hissediyor;bir zamanlar insanların gün yüzü görmediği bu yerde elinizi kolunuzu sallayıp gezmek ve pencerelerden dışarıyı seyretmek insana özgürlüğün ve umudun anlamını iliklerine kadar hissettiriyor.Okuduğum bir yazıda mahkumlardan biri bahçeye dut ağacı dikmek istediğini söylüyor. Neden diye sorulduğunda ise "Dut ağacı büyüdüğü zaman 20 sene, 30 sene, 50 sene sonra, neyse kaç yıl sonra olursa olsun, büyüdüğü zaman buraya gelen mahkumlar diyecekler ki; Bu dut ağacını diken kişi idamdan kurtulmuş, müebbet cezaya çarptırılmış. Müebbet cezayı da bitirmiş çıkmış buradan diyecekler. Bu şekilde teselli kaynağı olacak onlar için." diye cevap vermiş.Gerçekten de kimsenin canlı çıkamadığı bu yerden tahliye olmuş ve o gün diktiği dut ağacı hala bahçenin bir köşesinde duruyormuş. Bahçede gezinirken gözlerim bu dut ağacını aradı fakat hiçbir yerde göremedim.

​Müzeden çıktıktan sonra hemen yanında iki tane hediyelik eşya satan işletme bulunuyor.Anı kalması adına magnet (40 TL) alıyoruz ve yemek için yola koyuluyoruz.Öğle yemeği için tercihimiz çok methedilen Örnek Sinop Mantı oldu. Sinop mantısı cevizli olarak yapılıyor bu yüzden bazı insanlara ağır gelebilir, tavsiyem karışık tabak söylemeniz. Yarısı yoğurtlu yarısı cevizli olarak sunulan bu tabağın fiyatı 450 TL. Mantı fiyatlarına bakıldığında aslında gayet uygun ve porsiyon olarak da oldukça doyurucu. Mantıcılarda yediğim mantıları pek sevemem genelde ama buradaki gerçekten çok lezzetliydi, kesinlikle denemelisiniz!

​Yemekten sonra sahil boyunca yürüyoruz. Sahilde gördüğümüz Pizzeria isimli çay bahçesine giriyor ve burada mola veriyoruz. Sohbet edip denizi seyrediyor, bir iki el tavla oynuyor ve günün tadını çıkarıyoruz. Kız kıza tatlı date yapmak için yerel butik bir tatlıcıya gidiyoruz.Çok tok olduğumuz için bölüşerek birkaç tane tatlısını deniyoruz.Bizim tadım testimizden geçen bu tatlı dükkanı Marry Lane.Bir süre sonra güneşin batışını izlemek için Sinop Kalesi'ne çıkmaya karar veriyoruz.

​Şehrin etrafı Selçuklu Dönemi'nde surlarla çevrildiği için merkezde yürürken her an karşınıza tarihi kale kalıntılarının çıkması çok muhtemel.Fakat asıl kale meydanda yer alıyor ve kalın basamaklı merdivenlerini tırmanarak çıkıyorsunuz. Basamaklar o kadar kalındı ki çıkarken bayağı zorlandık ama zirveye ulaştıktan sonra kesinlikle o manzaraya değdi. Altın sarısı güneş ışığında harika fotoğraflar çekindik.Kalede her akşam canlı müzik olan bir de bar bulunuyor; manzaraya karşı keyif yapmak ve fotoğraf çekmek için çok güzel bir lokasyon.

​Biz daha çok arkadaşımızı görmeye gittiğimiz ve kısıtlı zamanımız olduğu için birkaç küçük müzeyi gezemedik ama eğer görmek isterseniz hepsi zaten merkezde, birbirine yürüme mesafesinde kalıyor.

​Kaleden sonra Aşıklar Sahili'nde oturup çekirdek eşliğinde Uno oynuyoruz. Deniz sabahki gibi hâlâ dingin, usul usul kıyıya çarpıyor. Oysa önümüzdeki hafta tüm gün yağışlı görünüyor. Bizim olduğumuz gün hava durumu yağış göstermese de hafif bir yağmura yakalanıyor ve kalkmak durumunda kalıyoruz.

​Yola çıkmadan önce akşam yemeği için gittiğimiz yer Mavi Ay Restaurant. İnternet yorumları neden bu kadar kötü anlamadım ama biz çok beğendik. Yarım ekmek uskumru için 250 TL ödeme yaptık. Balık gerçekten yumuşacık ve çok lezzetliydi. Ayrıca içecek almamamıza rağmen öğrenci olduğumuz için bize içecek ikram ettiler. Öğrenci dostu işletmeler, kalp ben! 

​Ankara'ya dönüş otobüsümüz 22.30'da olduğu için yemekten sonra otogara geçiş yapıyor ve arkadaşlarımızla vedalaşıyoruz.


Sevgili gezgin, diğer seyahatlerimi merak ediyorsan veya bir gezi planı hazırlıyorsan blogumu takip etmeyi unutma! Bana ulaşmak istersen e-posta adresim: yolumuzdunya@gmail.com


Sevgiyle kalın! ❤️









Yorumlar

Popüler Yayınlar